Gönderen Konu: OĞUZ HAN KİMDİR?, OĞUZ BOYLARI, KAYI BOYU ve HAYME ANA…  (Okunma sayısı 2642 defa)

Çevrimdışı Erol Turan

  • Moderator
  • Mega Üye
  • ***
  • İleti: 794
  • Yer: İstanbul /Bakırköy
  • Puan 56
  • Cinsiyet: Bay
OĞUZ HAN KİMDİR?, OĞUZ BOYLARI, KAYI BOYU ve HAYME ANA…
« : Haziran 05, 2010, 18:40:13 ÖS »
OĞUZ HAN (KAĞAN) KİMDİR?

 Doğum tarihi tespit edilememiştir. İlk Hun hükümdarı Teoman’ın oğludur. Teoman’ın başka bir karısından ve Oğuz Han’dan yaşça küçük bir oğlunun annesi, kendi oğlunu tahta geçirmek için çareler aradı ve sonunda Teoman’ı kandırarak Oğuz Han’ı güney-batı komşuları olan Kuşanlara rehin yollattı. O dönemdeki hukuk anlayışına göre, rehin, barış teminatı demekti.
Oğuz Han’ın üvey annesi, oğlunun tahta geçmesini garantilemek için, Teoman’ı bir kere daha kandırarak Kuşanlara savaş açtırdı. Anlaşma bozulduğundan, Oğuz Han’ın Kuşanlar tarafından öldürülmesi gerekiyordu. Fakat Oğuz Han, süratle ülkesine kaçtı. Babası buna sevindi ve ödül olarak ona 10 bin askerlik bir vilayet verdi. Oğuz Han, yakaladığı bu imkânı iyi kullandı. Kahramanlık ve teşkilatçılık gibi özelliklerini kullanarak, kin duyduğu babasına karşı askeri hazırlığa başladı.
Elindeki orduyu bir savaş makinesi haline getiren Oğuz Han, alışılagelmiş bir silah olan oku da geliştirerek menzilini uzattı. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra, babasının üzerine yürüdü ve onu yenerek M.Ö. 209 yılında Hun tahtına çıktı.
Hun Devleti’nin başına geçen Oğuz Han’ın ilk işi, doğudaki Tunguzları ortadan kaldırarak, Hazar Denizi’ne kadar olan bölgedeki bütün Türk boylarını da hakimiyeti altında toplamak oldu.

Türk boylarını birleştirerek ilk defa Türk birliğini kuran Oğuz Han’ın devletinde, boylar iç işlerinde serbestti. Bu gelenek Osmanlılara kadar geldi. Boylar, merkezî devlete sadece vergi ya da haraç vermek ve asker hazırlamakla yükümlüydü.
Oğuz Han, M.Ö. 209-174 yılları arasında geçen otuz beş yıllık kağanlığı sırasında, devamlı savaş halinde oldu. Ülkesinin sınırları Hazar Denizi’nden Hint Okyanusu’na, Himalayalardan Sibirya’ya kadar genişledi. Hun saldırılarına karşı inşa edilen Çin Seddi bile Oğuz Han ordularını durdurmaya yetmedi.
Nitekim Oğuz Han, bir seferde 320 bin kişilik bir orduyla Çin’in içlerine kadar girerek Çin Hükümdarı Kao-Ti’yi, ülkesinin kuzey bölgelerini Hunlara terk ederek, Hun devletine vergi ödemeye mecbur bıraktı. Çinliler, 58 yıl müddetle bu vergiyi ödedi.
 
Oğuz Han M.Ö. 174 yılında ölmüştür.

Oğuz Han’ın Türkçe’deki başka bir adının Alp Er Tunga olduğu, aynı ismin Çin kaynaklarında Mete olarak geçtiği rivayet olunur.

Oğuz Han, Oğuz Destanı’nda şöyle tasvir edilir:

“Samur omuzlu, kurt belli bir yiğitti. Gözlerinin içi nur, avuçlarının içi kandı. Kırk gün anasının sütünü emdi, bir daha emmedi. İki üç yaşında iken ata binmeye başladı. Yetişip aklı erer yaşa gelince Oğuz’a haber verdiler ki yakın ormanda bir canavar türemiş, bir iki şehrin sürülerine ve insanlarına aman vermiyor. Ormana gitti, bir geyik buldu ve ortalıkta bir ağaca bağladı gitti. Ertesi gün gelince geyiği yenmiş buldu. Bu sefer bir ayı buldu, yine o ağaca bağladı ve gitti. Daha sonra geldiğinde onun da kemiklerine rastladı. Bu defa kendisi o ağaca dayanıp gecelemeye başladı. Hazır ava alışan canavar geldiğinde, başıyla Oğuz’un kalkanına dokundu, dövüştüler; o, canavarı yendi, başını getirdi; komşu şehirler halkı düğün bayram ettiler. Büyükler bir araya gelip kendilerini bayrağı altında birleştirecek olanın bu Oğuz olduğunu anladılar. Hepsi onun çevresine toplandılar.”


Oğuz toplumu mükemmel ve simgesel bir sisteme göre örgütlenmişti. Buna göre, Oğuz budun 24 boydan oluşuyordu. Boyların hiyerarşideki yerleri, ülüş payları, damga ve ongunları bu sisteme göre belirlenmişti. Bu örgütlenme biçimi, bir devlet efsanesi olan Oğuz Kağan Destanı'na da yansımıştı.



Destana göre Oğuz Kağan'ın iki karısı vardı ve her birinden üçer oğlu olmuştu. "Gökten inen ışık içinde" bulduğu ilk karısından olan oğullarını adları Kün (Güneş) Han, Ay Han Yulduz (Yıldız) Han'dı. "Ağaç kovuğunda" bulup aldığı ikincisinden olanların adları ise Kök (Gök) Han, Dağ Han ve Tenggiz (Deniz) Han'dı. Oğuz Han ihtiyarlıyıp artık ava çıkamayacak duruma geldiğinde, oğullarını yanına çağırdı. Gün, Ay ve Yıldız'a doğuya, Gök, Dağ ve Deniz'e batıya gidin dedi. Oğullar denileni yaptı; doğuya gidenler bir altın yay bulup geri döndüler. Oğuz Han yayı üçe böldü ve şöyle dedi: " Ey büyük oğullarım, bu yay sizlerin olsun. Bu yay gibi olun ve okları göklere atın!" Batıya gidenler, üç gümüş ok buldular, getirip babalarına verdiler. Oğuz Han üç oku oğullarına dağıttı ve "Ey küçük oğullarım, oklar sizlerin olsun, siz de ok gibi olun!" dedi. Bu efsanede anlatılan yay ve üç ok Oğuzların simgesi oldu. Hiyerarşi ise Gün Han'dan başlayarak büyükten küçüğe doğru sıralandı.

Böylece birincilere Boz Oklar, ikincilere Üç Oklar denildi. Her birinden 12 boy türedi: Gün Han'dan Kayı, Bayat, Alkaevli, Karaevli; Ay Han'dan Yazır, Döger, Dodurga, Yaparlu; Yıldız Han'dan Avşar, Kızık, Begdili, Karkın; Gök Han'dan Bayundur, Peçenek, Çavuldur, Çepni; Dağ Han'dan Salur, Eymür, Ala Yuntlu, Yüreğir; Deniz Han'dan İğdir, Büğdüz, Yıva, Kınık... 24 boylu Oğuz budun, böylece dörderli altı gruba ayrıldı.


Türk Tarihinde 24 Oğuz Boyu Türklüğün en asil ve güçlüsünü teşkil eder. Bu Boyların ne anlam taşıdıkları ve hayvanlarına vurdukları damgalar aşağıda gösterilmiştir.





[
KAYI BOYU ; Oğuz’ların Gün Han Oğulları kolunu oluşturuyor. Simgeleri iki ok ve bir yay; kutsal hayvanları (Ongun) ise şahin. Kayı’nın kelime anlamı ise, “kuvvet ve kudret sahibi”..




Moğol baskısı ile 1200'lü yıllarda batıya göç başlıyor. Anadolu’ya ulaşıldığında ikiye ayrılıyorlar. Bir bölümü geri dönerken diğer bölüm, yani Ertuğrul Gazi kolu devam ederek Erzincan’dan Siirt’e geniş bir coğrafyaya dağılıyorlar. Yani Anadolu Türkmenleri olarak.. 1281’de  Osman Gazi Kayı Boyu Beyi oluyor, 1289 yılında ise, Eskişehir çevresini kuşatarak Anadolu Selçuklu Devleti’nin batı uç beyliğini oluşturuyor, 1299'da Osmanlı Devletini kuruyor.




HAYME  ANA



Hayme Ana, cefakar, fedakar Türk anasının en büyük timsalidir. Onun tarih içinde gördüğü fonksiyon pek az anneye nasip olmuştur. Hayme Ana Kutlu Kayı boyunun lideri komutanı derleyicisi devlet kurucusu gibi pek çok özelliği şanlı kişiliği ile birleştirmiştir. O devlet evinin direğidir. Kocası Gündüz Alp'in vefatından sonra dağılma noktasına gelen Kayı boyunu Aşağı Sakarya vadisine daha sonrada Domaniç Çarşamba'ya selametle getirerek cihanın en büyük devleti olan Osmanlı İmparatorluğu'nun temelini atmıştır.



Oğlu Ertuğrul Gazi'yi hep büyük olma cihana hükmetme kişiyle yetiştirmiş torunu Osman Gazi'nin elinden tutarak geleceğin devletinin nasıl kurulacağını nasıl olması gerektiğini Çarşamba Ova'sının yüksek tepelerini göstererek hayal etmiştir.
 Hayme Ana, Kayı boyunun diğer anaları gibi koyundan süt sağmış, yoğurt, peynir yapmış, ipi eğmiş, aba dokumuş, asla bir aristokrat gibi davranmamıştır.


Obanın erkekleri onu ana bilmiş her sözünü emir belleyerek saygıda kusur etmemişlerdir. Bu davranışlar 13. yy. dünyası için nadir görülen vakalardandır. Ama Türk milletinin asli özelliği olan bu davranışlar tarih boyunca hep görülmüştür. Çünkü Türk kadını tarihi boyunca erkeğin omuzdaşıdır. İşi beraber görürler birbirine üstünlük taslamazlar. Hayme Ana önce Kayı boyunun aşiret anası sonrada bütün Türklüğün kutlu anası tavsif edilmiştir. Ağaçların sardığı çimenlerin kuruduğu pınarların çekildiği güz mevsiminde Hayme Ana'nın ölümü bütün obayı yasa boğmuştur.Onun ölümü aşireti o kadar sarmıştır ki acılar biraz teskin olur ümidiyle tarihte adına ilk defa anıt mezar inşa edilmiştir. Her yıl yayladan iniş zamanında Hayme Ana hatırası Ülüş yapılarak dua ve dileklerle Söğüt'e doğru inilerek anıt mezar Çarşamba'nın müşfik ve heybetli dağlarına emanet edilmiştir. Daha sonraları Türk nüfusu bu yörede kesif bir hale gelince aziz anamızın gözleri koca yayla çığralarında kalmamış Osmanlar Orhanlar ve obanın diğer çocukları anıt mezarın çevresinde cirit oynamış güreş tutmuş kılıç çalmıştır. Geleceğin büyük devletini kurma yolunda bileklerini güçlendirmişlerdir. Edebali'nin Dursun Fakı'nın telkiniyle ruh ve şuurlarını güzelleştirmişlerdir. Osmanlı hakanları Kayı boyundan geldiklerini hep canlı tutarlar.
Seferde ve hazerde. Hakanın sağ tarafında bulundular. "Türk Milleti ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır!" diyen atamızın işaret ettiği gerçek bu olsa gerektir. Tarihten hız ve ilham alarak aydın geleceğe uzanmak. Türk asrını yeniden kurmak Hayme Anamızın ruhunu şad edecektir.


Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda pek çok efsanevi hadise meydana gelmiş bir çok Türk'ün alın teri, fikri, kanı ve duası etkili olmuştur. Dört kıtaya hakim olan namı ancak kendisi ile edilen ve her bakımdan dünyanın gelmiş geçmiş en büyük devleti olan Devlet-i Al-i Osmani'nin kuruluşunda elbetteki analarında emeği vardır. O analar ki rahmine düşen evlatlarını helal mal ile doyurmuşlar, ellerinden ve dillerinden hiçbir yaratılmışa zarar gelmemiştir. Gürbüz evlatlarını yine dualarla ve temiz sütleri ile yetiştirmişlerdir. Milli destanlarımızı türkülerimizi Dede Korkut hikayelerini okuyanlar bunları açıkça görürler ve İslam'ın  şu müjdesi anaya adeta bir kutsallık vermiştir. "Cennet anaların ayaklan altındadır. "Töreyi yaşayan ve yaşatan evlatlarını geleceğe hazırlayan tek ve biricik anadır. "Ana gibi yar olmaz", "Ana başa taç imiş, her derde ilaç imiş" şeklinde söyleyebileceğimiz örnekler anne ile oğullar arasındaki saygı, sevginin karşılıklı olduğunu göstermektedir. Sosyal hayatımızda baba otoritenin anne ise şefkatin timsalidir.

Bu açıdan bakıldığında Osmanlı Devletinin kurucuları Ertuğrul Gazi ve Osman Bey'in yetişmelerinde Hayme Ana kadar etkili olabilmiş başka bir insan gösterilemez. İşte Hayme Ana Orhun yazıtlarında örneğini gördüğümüz eşi ve oğlu ile ismi beraber alınan İLBİLGE HATUN gibi devletin kuruluşunda fonksiyonel bir görev almıştır. Hayme Ana'nın tarihi kişiliği ile Ertuğrul Gazi'nin hayatı beraber yürümüştür. Çünkü ana ile oğul arasında Kayı boyunun sevk ve idaresinde tam bir fikir birliği vardır. Bu fikrimizi desteklemek bakımından Ahlat örneğini verebiliriz. Ahlat' da Gündüz Alp'in dört oğlu Sungurtekin ,Gündoğdu ,Ertuğrul ve Dündar arasında batıya doğru ilerleme düşüncesinde olan Ertuğrul Gazi 'nin yanında yer alarak bu büyük tarihi tercihe katkıda bulunur. İkinci önemli ve tarihi tercih ise Gündüz Alp'in Gazi'nin yanındadır. Böylece Hayme Ana'nın tercih ve kararı hep Ertuğrul Gazi'nin yanında olmak şeklinde gerçekleşmiştir. Ana oğul kutlu Kayı boyunun Aral havzasında Söğüt ve Çarşamba'ya kadar sürecek olan 3500 km lik bir yürüyüşe geçmişler.

Hayme Ana oğlu Ertuğrul'u 1191 senesinde Ahlat'ta dünyaya getirdi. Gündüz Alp ve oba bu doğumu büyük sevinçle karşıladılar. "Deveden buğra, attan aygır, koyundan koç kırdırarak "günlerce süren şölen yaptılar. Küçük çocuğun sağ kulağına ezan sol kulağına kamet okuyup ak sakallı oba uluları "Ertuğrul" adını verdiler. Hayme Ana'nın başına al basmasına karşı kırmızı yaşmak bağladılar. Toprak evini gelin odası gibi süslediler. Meydanlarda cirit oynandı, güreş tutuldu, ok atıldı. Hayme Ana'nın gözünün nuru evladı Ertuğrul Alper Tunga'nın 58. ve Mete nin 45. kuşak torunudur. 15. yy. Osmanlı hanedan tarihçisi Bayati böyle belirtir. Oğuz Kağan adıyla tebcil edilen Mete bütün Türk Hanedanlarının atasıdır. Tanrı Oğuz Kağan nesline Kut vermiştir. Bu kuta sahip olmayanlar meşru hakan sıfatı ile Türkleri yönetemezdi. Bu inanış İslami devirlerde de aynen devam etmiştir. Ertuğrul'un doğumu Ahlat Türkmen halkını sevince gark etmiştir.
 
Kayıhanoğulları Ahlat'ta 1230 yılına kadar kalmışlardır. Kümbet yol ve mezar taşları günümüze kadar gelmiştir. Ahlat halkı kendilerini Kayıhanoğulları' ndan kabul ederek Osmanlı'larla akraba olduklarını ifade ederler.Hatta padişahlar kendi atalarının amca oğullarının neseplerini resmen ve fermanla yanmışlar ve onlara pek çok muafiyetler vermişlerdir.
Burada tarihçilerimizin tartıştıkları bir konuyu ele almak istiyoruz. Son yapılan araştırmalardan anlaşılacağı gibi Ertuğrul Gazi'nin babası Gündüz Alp'tir. Süleyman Şah Anadolu tarihi ve Türkiye devletinin kurucusu olan zat'in isminden kalma bir hatıradır. Türk mezarı olarak bilinen "Caber kalesi" yakınındaki mezar 1921 ve 1923 Lozan Antlaşması'na göre Fransa tarafından Türkiye'ye bırakılmış ve burada Türk askeri birliği bulundurmak ve Türk Bayrağı çekmek hakkı verilmiştir.

Karahanlılar döneminden itibaren Türklerde bir isim verme geleneği başlamıştır. Çocuklara biri islami biri milli olmak üzere iki isim verilmektedir. Bu gelenek halen devam etmektedir. Bilindiği gibi Saltık Buğra Han İslam adı "Abdülkerim"dir. Osman Gazi'nin diğer adı "Fahrettin" Yavuz'un "Selim"dir. Kuvvetli bir ihtimalle de Gündüz Alp'inde Süleyman Şah'tır. Türk mezarı ise bir makamdır. Yine bilindiği gibi yazılı gelenek dışında pek çok Türk Büyüğünün birden fazla yerde mezarı bulunmaktadır.
Yunus Emre'nin Karacaoğlan'ın Somuncu Baba'nın birden fazla yerde makam mezarı vardır. Gündüz Alp'in gerçek mezarı iki yerden birinde ; bu yerlerin ilk Kayı boyu durağı Ahlat ile Anadolu'daki ikinci durak Ankara civarlarındaki Kızılsarayözü yakınındaki Kırka köyü olduğudur. İleriki çalışmalar gerçek mezarının hangisi olduğunu ortaya koyacaktır.
Böylece Gündüz Alp ile Süleyman Şah in gerçekte aynı kişi oldukları ortaya çıkar. Ertuğrul Gazi'nin babası Hayme anamızın kocası Gündüz Alp'tir. Bütün Osmanlı tarihçileri bu konuda müttefiktir.

Gündüz Alp in Kayı boyu Ahlat da dokuz yıl kalmıştır. 10 Ağustos 1230 Yassıçemen meydan Muharebesinde Erzincan yakınlarında Alaaddin Keykubat'ın saflarında doğu Hakanı Celalettin Harzemşah a karşı vuruşan ve zafer kazanan Kayı Oymağının başında 39 yaşındaki Ertuğrul ve 60 yaşındaki Gündüz Alp vardır. Moğolların hızla yaklaştıkları ihtimali üzerine 1231de Ankara civarında olduklarını görürüz. Gündüz Alp vefat etmiştir. Kayı boyunun başına Ertuğrul geçer. Böylece Ertuğrul Bey Kanuni'den daha uzun saltanat müddeti olarak 50 yıl Beylik yapmıştır. Şimdi Hayme Ananın yaşı ile ilgili bazı tahminlerde bulunmak istiyorum Ertuğrul 1191 de doğmuştur. Hayme Ana'yı 18-20 yaşında kabul edersek Anamızın doğum tarihi olarak karşımıza 1171-1173 tarihleri çıkar. Bu Yassı Çemen savaşında Gündüz Alp'in 60 yaşlarında olduğunu kabul edersek yaklaşık tarihler olarak örtüşürler.

Kayı boyu Ankara civarına geldiğinde büyük bey Gündüz Alp vefat etmiştir. Boy Ertuğrul Bey'in yönetimindedir. O günleri hatırası olarak Hayme Ana'nın halk dilindeki söyleyişi olan Haymana adı bir yerleşim yerine verilmiştir. Ertuğrul Bey ve Hayme Ana kendilerine kışlak olarak verilen Söğüt'e ve yaylak olarak tahsisi edilen Çarşamba'ya 1235 yıllarında gelirler. Hayme Ana'nın yaşı 64 civarındadır.
Yaylak olarak seçilen Çarşamba'nın o yıllarda başpiskoposluk merkezi olması Ertuğrul Bey i buraya çekmiştir. Türk fetih anlayışında atalarımız şehrin hemen yanı başına yerleşir yerli halkla iyi geçinir kendi aralarındaki hak adalet ve hoşgörü onları da etkilerdi böylece yerli halkın Türklere ısınması sağlanırdı. Çarşamba yaylasında da tamamen böyle olmuştur. "Düşmana galip geldiğin vakit bu zaferin zekatı olarak onu bağışla. " Siyasi hukukunun temel prensibidir.


Hayme Ana çadırını koca yayla lara bakan tarafa kurdu. Onun etrafına diğer çadırlar yerleştirildi. Çarşamba yaylası türkülerle koyun kuzu melemeleri at kişnemeleri sığır böğürmeleriyle şenlendi. Hayme Ana doğumlarda ebelik yapıyor. Sanki annelere "Daha fazla çocuk daha fazla güç" derecesine doğumları teşvik ediyordu. Bu gün bile çocuğu olmayan kadınlar türbesine bağlanıp dilekte bulunurlar.
Hayme Ana büyük bir hedefe hazırlanır gibiydi. İlerlemiş yaşına rağmen dur durak bilmeden çalışıyordu. Ona bakan gençler gayrete geliyordu. Namazlarında uzun dualar ediyor sorduklarında "Oğullarımız uzasın dal budak salsın Öyle çoğalalım ki Çarşamba yaylası bizi almasın. Yeni yaylalar yurtlar kuralım sürümüz yılkımız çayırlar doldursun. Oğullarımız dinimizden töremizden ayrılmasın" derdi.

 Yine bir yayla dönüşü Hayme Ana rahatsızlanır, vefat eder. Hayme Ana'nın Mezarı çadırının olduğu yere kazılır. II. Abdülhamit devrinde Çarşambalı bir köylü evinde sakladığı dedesinden kalma deri üzerine yazılı bir belgeyi köye gelen bir devlet yetkilisine okutur. Belgede Hayme Ana'nın mezarının Çarşamba Köyün' de bulunduğu yazılıdır. Padişah Bursa Valisi Mahmut'u "Türbeyi benim atalarıma yakışan bir şekilde yeniden inşa et. "diye görevlendirir. Ayrıca köyden de bir türbedar görevlendirilir. Maaşı saray tarafından ödenir. II. Abdülhamit her yıl düzenli olarak Hayme Ana törenlerine gıda maddeleri gönderir. Köy halkı Hayme Ana Derneği kurarak faaliyetlerine devam ederler.
1955 yılında Törenlere İlçe Merkezinin katılımıyla Hayme Ana'yı anma ve Domaniç Şenlikleri tertip edilir. Türbe ve Külliye 1990 yılında restore edilmiştir.

Ertuğrul Gazi’nin Annesi Hayme Ana’nın oğluna vasiyeti:






 



« Son Düzenleme: Haziran 05, 2010, 21:56:11 ÖS Gönderen: Erol Turan »